Geç Gelen Bahar ve Kekomoz Kolonileri

Kışın teknem bağlı olduğu tonozdan kirişi kırmıştı. Sağolsun arkadaşlar yakalayıp farklı bir tonoza bağlamışlardı. Bende daha güvenli olsun diye çapayı da suya bırakmıştım. Akabinde fırtınalar fırtınaları izledi. Zaman içinde çapa ipi tonoz halatıyla çapariz yapınca, çapayı sudan almak gerekti. Ne var ki,  çapa zinciri ve çapa çoktan aşağıda  bir yerlere dolanmış olduğunu farkettim. Çapa halatını kesip tonozun bir tarafına bağlayıp bırakarak o an için gelecekte başka bir soruna yol açarak elimdeki problemi çözmüş oldum.
Kış kışlığını yaparken bende boş vaktimi elektronik cihazlar almak yerine tekne ile ilgili şeyler alıp durdum. Bunlardan bir tanesi tonoz için sağlam bir halat almaktı. Kuş gözü kasasını yapmak için halat örme ile cebelleşmemi önceki yazımda fotoğraflarla anlatmıştım zaten. Aynı ipten 100 metre çapa halatını çapayı sudan çıkardıktan sonra tekneye bağlamak için yapılacaklar listesine ekledim. Şubat ayındaki Boat Show’dan aldığım kuyruk dişli yağı , yağ filtresi ve motor yağı üçlüsünden oluşan deniz motoru bakım kitini de havalar ısınınca yapılacaklar listesine ekledim. Yeni aldığım 2X100 Amperlik akü bankımı , 1800 wattlık pv şarj regülatörü ve tam sinüs inverteri teknede yerleştirecek yer bulunca tekneye götürülecekler listesine ekledim. 24 voltu DC 12 volt DC ye düşürecek konvertörüde aynı anda yapılacak listesine ekledim. Dümen palalarında oluşan yosunlaşmayı da çapayı çıkarırken arada yapılacaklar listesine eklendi. Üyesi olduğum forumdan arkadaşım Hayrettin beyin yapmış olduğu koltuk halatı makaralarını da havaların uygun olduğu  bir vakitte yaparım listesine ekledim. Ne kadar çok liste oldu değil mi 🙂 ?

Neyse iş deniz olunca ne kadar hesap yaparsan yap hava müsait olmayınca hiç bir halt olmuyor.  Mesai de ayrı bir faktör dikkate alınması gereken. Hava güzel olur, sen çalışıyor olursun. Sen izinlisindir hava müsait değildir.  Hava müsaittir , sen izinlisindir ama evdekilerin kendi hesabı vardır. Anlayacağınız bu iş tavla oynamak gibi. Hesabı iyi yapmak lazım, ama bahtınız da açık olması lazım.
Neyse, bu gün hava güzel olacaktı ve hanımında günü olduğu için neredeyse sabahın köründe beni evden sepetledi. Bende kafamda planlar, çıkınımda hanımın günü için hazırladığı poğaça , börek, kurabiyeler, bagajda yukarıda saydığım malzemeler soluğu sahilde aldım. Malzemeleri filikaya yükleyip doğru tekneye yanaştım. Kışın karabatak ve martı kolonilerine yuva olup onlarca neredeyse kurtarılmış alan ilan edilen tekneye bordoladım. Karabataklar ben tekneye yanaşınca lütfen terk ettiler tekneyi. Her taraf kuş tüyü ve gübresi.  Teknenin güvertesi gübrelerden neredeyse bembeyaz. Orada burada kurumuş balık ve yengeç kabukları. Ne halt edeceklerse iri bir kuş kemiği bile vardı.

image

Güverte tahtalarından bir tanesinin somunu iyi sıkıştırmayı beceremediğimden vidası düşmüş ve bir uçtan yukarı kalkmış. O beyazlamış baş güverteyi bu kış bile kısıtlı zamanlarda kaç kez yıkadım
Durum işte bu. Havuzluk dolap kapağı ve oturak olarak kullsndığımız tahtaların boyaları yanlış seçtiğim için güneşe ve yağmura dayanamayıp yer yer kavlamış. Bunlarda yapılacaklar listesine eklendi. Şimdilik elimdekilerle listeyi biraz kısaltmak için fırsat var ve onu kullanmaya niyetliyim. Malzemeleri tekneye boşaltıp filikayı kıça bağladım. İlk işim koltuk halat makaralarından birini uygun bir yere bağlamak oldu.

image

Hayrettin bey sağolsun,  teknemin adını çıkrık kollarına lazer ile yazdırmış.

image

İskele kıç omuzluktaki vardevalaya cuk oturdu. Sancak tarafınada takmayı denedim ama orası hemen olmayacak gibiydi, bende daha suda bir sürü işim olduğu için onu sonraya bıraktım.
Sonra dalış kıyafetimi giyip suya atladım. İlk işim tonoz halatımı bir fırdöndü ile tonoza bağlayıp teknenin eski iğreti tonoz halatını değiştirdim. Eskiside gayet kaliteli bir halat olduğu için sökmeye çalıştım. Ama tonoza bağlı halata iyice dolandığı ve dolandığı yerden çıkatmak özellikle tonoza bağlı halatta resmen koca koca salkımlar halinde midyeler ürediği için çok uzun sürdü. Baya bir Kekemoz kümelerini suya döktüm , bunun sonucunda da su aşırı bulandı. Baktım suyun durulması uzayacak , bu arada gidip dümen palaları ve motor kuyruğundaki yosunları temizlemek için teknenin altından arkasına yüzdüm.  Evden yazın macun yaparken kullandığım macun spatulasını yosun kazımak için getirmiştim. Arkada manzara ise beklediğimden çok farklıydı. O yosunlar evrim geçirmiş ve kekomazlar kendi medeniyetini kurmak için her bir palaya gökdelenlerden oluşmuş şehir kurmuşlar. Palalardan aldıkları kuvvetle teknenin karinasına doğru yayılma girişimine başlamışlar.  Onları pala ile güzelce temizleyip zehirli boya sürerken yaptığım hataları kafama not edip yeniden baş tarafa geçtim. Eski halatı söküp tekneye koydum. Yalnız halatı sökmek resmen beni bitirdi. Bunun asıl sebebi ise sakalımdan dolayı hiç bir dalış maskesi yüzüme tam oturmayınca bende havuz gözlüğü taktım. O gözlerimi korudu ama burnuma hiç faydası yoktu. Bende ilk defa böyle bir deneme yaptığım için yam etkileri hakkında hiç fikrim yoktu. Şnorkel ile hava almakta problem yoktu ama su içinde kalma süresi uzadıkça deniz suyu burnundan girip genzime doğru yol aramaya başladı.  İlk başlarda tam bir nazal temizlik idi ama zamanla genzime indikçe ardından gelen şiddetli öğürme boğazımı mahfetti. İş ha bitti ha bitecek derken bu öğürmelerin sayısı arttı ve sonuç hala boğazım içten acıyor. Mide bulantısıda cabası. Ama tonoza bağlı halatı baya bir temizleyip benim halatıda kurtardım.
İş çapayı kurtarmaya geldi. Bir iki daldım çapa görünürde yok. Dipte, altı üstü 2-3 metredir su yukarıya nazaran kutup suyu gibi, resmen buz. Kekomozları temizleyince kışın kesip bağladığım çapa ipini buldum.  Onu takip ederek çapayı gömüldüğü yerde buldum , arkasından çekip takılı olduğu yerden kurtardım. Bunları yaparken ise durum şu:  Dalış elbisesi kullananlar bilir ama bilmeyenlere açıklayayım. Elbisenin kumaşı olarak kullanılan neoprenin içi hava kabarcıkları ile doludur ve sonuç olarak  sizi su üstünde tutar. Bu sebeple dalgıçlar suya batmak için bellerine kemer şeklinde kurşun ağırlık takar. Bende kemer yok, çünkü öyle aman aman dalış elbisesi kullanmıyorum. Senede 2-3 kez ve dalmak için değil suyun soğuğundan korunmak için. Normalde palet yeterli olurdu.  Kışın benim paletlerin teki suya uçmuş,  elde tek palet var. Kullanışlı değil. Yeni paletleride bir türlü beğenip alamadım. Palet yok, elbise adamı su üstünde tutuyor. Bu sebeple dibe dalmak ayrı bir iş haline geldi. Güç bela dibe iniyorum ama dibe varasıya nefesim bitiyor, bir iki şey yapıp hızla yukarı çıkıyorum. Çapa 10 kilo. Bide 5 metre 8 lik zincir var. Ağırlık kemeri görevi görüyor, da ben tükenmiş nefesimle istediğim son şey ağırlık dipte. Bitde zincir bir yere takılmış neresi olduğunu arayıp bulamıyorum. Çapa yukarı gelmiyor o yüzden.  Tekneye dönüp kışın yine Boat Show’dan aldığım yüzer halatı aldım. Dipte çapaya bağlayıp sürükleye sürükleye tekneye baya yaklaştırdım. Bu arada hava bozmaya başladı, suyun içinde bunu ancak size çarpan kaba dalgalardan anlıyorsunuz. Bir baktım hava karayele dönmüş. Benim için en kötü hava. Karayel iri dalga yapar. Baktım sudan çapayı çıkarmak için yeterli vakit kalmadı, bende yüzer halatı su seviyesinden aşağı kısaltıp su içinde bırakıp sonra devam edilecekler listesine ekledim. Ben çıkasıya rüzgar şiddetini epeyce arttırdı. Kalkan dalgalardan tekne baş kıç vurmaya başladı. Güç bela tekneye çıktım. Güverteki eşyaları mutfak kamarasına tıkıştırıp dalış elbisemi çıkarttım. Midem zaten bulanıyordu birde bu dalgalar hiç iyi olmadı. Tekne sallanırken kapalı mekan midesi alışık değilken istenebilecek son yer. Hanımın yaptığı canım azıklardan bir iki şey yedim mide bulantısını bastırmak için. O rüzgarda kıyıya çıkmayıda gözüm yemedi. Hava güzel olduğu için filikanın motorunu takmaya üşenmiştim. Rüzgar kah lodos, kah karayel devam etti. Bende kamaranın kaputunu açık bırakarak uyumaya çalıştım. Uyuyamadım ama biraz ısındım. Akşam üstü rüzgar azaldı ve kıyıya döndüm. Eve geldim. Üstümdeki deniz suyunu atarken eldiven kullanmama rağmen ellerimin kılcal kesikler ile dolu olduğunu gördüm. Şuan her tarafım ağrıyor.  Bütün bu yorgunlukta niye uyumayıp bu kadar detaylı yazdım diye açıkçası bende merak ediyorum 🙂 . Zaman geçip güzel şeyler yaşarken bunları okumak bana daha çok keyif verecek sanırım.

2015 Kışı

Bu sene kış kendini tam olarak hissetirdi. Kocaeli’ye 1997 yılında yerleştim . Her sene kıble yönünden rüzgar şiddetli eser, ilk defa bu kadar şiddetlisini gördüm. Aşağıdaki video , rüzgarın Başiskele sahilinden denize inişini gösteriyor.

01.02.2015 saat 11.30-12.00 arası

Sonra aynı rüzgarın İzmit sahiline bindirmesi. Video çekim zamanı saat 13.30 civarı.

O gün , İzmit yelken kulübü tamamen yıkıldı. Bir çok tekne battı.

Fırtınadan memnun olanlar da vardı.  Aşağıdaki görüntüler fırtına sonrası kıyıya vuran deniz analarıyla ziyafet çeken balıkçıl kuşlar.

Tam her şey bitti artık derken ardı ardına yoğun kar yağışı.

Göz Örme (Eye Splice )

Deniz ve tekne hayatının en önemli şeylerindendir halatlar ve düğüm atmak. Camadan bağı, sekiz düğümü ve en fovorim izbarço bağı. Bu bağlar üzerine yük bindiğinde çözülmezler ama yük yokken çözmek istersek kolaylıkla çözeriz.

Kalıcı durumlarda kullanmak için daha çok halatı örme yönüne gidilir. Çünkü artık amaç kolaylıkla çözmek de değil,  halatın gücünden doğru bir şekilde en fazla miktarda kullanmaktır.  Her bağ , halatın dayanıklılık eşiğini aşağıya düşürür ve örme eylemi kopma eşiğine en az zarar verendir. Örme eylemi kullanılan halatın malzeme ve dokuma şekline göre farklılık gösterir. Bu yazı içinde sayamayacağım kadar çeşitte halat çeşidi var. Sayamamın sebebi sadece çokluğu değil hepsini bilmediğimden de. Benim gibi acemi ve hevesli denizcilerin izlemesi gereken, yukarıda saydığım bağlama usullerini mutlaka öğrenmeli, diğerlerini ihtiyaç duydukça öğrenmeli.

Düğüm çeşitlerini öğrenmek için internet yeterli bir kaynak ama illa bir adres isterseniz bol miktarda düğüm metodunun anlatıldığı animatedknots sitesini tavsiye ederim. Düğüm sınıflandırılmasında yelkenli sembolüne dikkat edin, misal balıkçı düğümleri çözülmemeleri gözetilerek tasarlanır. Bizde ise ihtiyaç anında çözülebilmeli.

Neyse, konuyu dağıtmadan devam edelim. Benim bugünkü yazımın asıl konusu tonoz halatı olarak kullanacağım halata, hayatımı kolaylaştırmak için iki ucunada farklı büyüklükte göz ördüm, onları kayıt altına almak. Örmeden önce internette kapsamlı bir araştırma yaptım. Üyesi olduğum forumlarda tecrübeli arkadaşlara danıştım.

Benim kullandığım halat  12 mm 3 kollu/büküm polyester halat. Fabrika verilerine göre kopma yükü 2300 kg. Teknem iki ton olduğu için yukarıdaki rakam gayet yeterli.

Örme eylemini yaptıktan sonra aşağıdaki sonuçlar çıktı.

Bunlar ilk denemem:

image

image

Farklı renklerin sebebi , hangi uç neydi karıştırmamak için izolabant ile uçları sardım. Bu kısım teknenin önündeki koç boynuzuna geçecek . O yüzden göz daha büyük.

Tonozun aşağıdan gelen halatına eklenecek kısım. 2. Denemem.

Kabul ediyorum her ikiside gururla gösterilecek çalışmalar değil 🙂

image

Aslında gerek olmamasına rağmen , acemiliğin telefasi için örgünün üstünüde el incesi denen ince iple yeniden ördüm. 

image

Tecrübelerden anladığım tedbirin aşırısı yok.  Kullandığım diğer malzemeleri de fotoğraf karesine yerleştirdim.
Makas
Çeşitli renklerde elektrik izolasyon bandı
Ufak makarada görünen ip el incesi
Çakmak şeklinde pürmüz. Bu son aleti mutlaka tavsiye ederim. Çakmak yeterli değil. Kestiğiniz halatların uçların çürümemesi için mutlaka pürmüz ile dağlanmalı.

Halat konusunu açıklık getirecek olursak niye polyester ve büküm halat anlatalım. Polyester denize ve güneş ışınına en dayanıklı satın alınabilecek malzeme bu sektörde. Tekneyi gerek karaya bağladığımız koltuk halatları , gerekse denizdeki çapalar bağlanacağımız tonoz halatları güç altında esneyebilmeli. En iyi bükümlü halatlar esniyor. Kol sayısı arttıkça esneklik azaldığından 3 kollu büküm halat en ideali. 

Kullandığım çapa  ve tonoz halatımı bu seneki İstanbul Bot fuarında Dim-Ka halat adlı bir firmadan aldım. Fiyatları gayet rekabetçi idi. Kalitelirini ise zamanla göreceğiz. Ama diğer firmalar ile kıyaslandığında 2 yıl bile sorunsuz gitse , fiyat performans olarak yeterli gelecektir. Ki bu zamana kadar kullandığım en dandik halatlar bile o kadar dayandı. Dim-Ka halattan fuar ruhuna yaraşır bir alış veriş yaptığıma inanıyorum.

Güverte veya Yelken Çizmesi

Havalar soğuyunca ayakları korumak daha önemli hale geliyor. Bu sebeple çizme araştırmalarına başladım. Üç kriterim var:
1- Su geçirmezlik
2- Islak ve yosunlu zeminde kaydırmazlık
3- Isı izolasyonu

Internet sitelerinde çeşit çeşit marka ve modelde çizmeler mevcut. Ağırlıklı olarak kauçuk veya pvcden üretilmişler. Bu malzemeler 1. ve 2. şartı sağlıyor ama 3. şart için pek bir şey vaat etmiyor maalesef.

Bende avcıların bu konuda ne yaptığına bakmak için interneti şöyle bir taradım. Ortaya böyle bir çözüm çıktı:

Bizim buradaki bir avcılık dükkanında satılan demar marka poliüretandan üretilmiş çizmeyi almaya karar verdim. Onun da kaydırmazlığı hakkında fikrim yoktu ama işe yaramaz ise içindeki çorabı güverte çizmesinde kullanırım dedim.
Çizme fiyat açısından internet fiyatından ucuzdu. Internet sitelerinde 70 lira veya üstü iken buradaki dükkanda 60 liraydı.
Set poliüretan çizme ve içine giyilen çoraptan oluşuyor.

image

Çizmenin boğaz kısmında gerek serpinti sonucu gelecek suyu engelleyecek gerekse içeri kısımdaki sıcak havanın dışarı çıkmasına engel olacak kumaş kısım var ve lastikli bağçıkla sadece sıkmak yetiyor. Bunun dışında o kadar hafif ki ayağında olduğunu hissetmiyorsunuz bile.

image

Kaydırmazlık ve ısı izolasyonu testi için hemen giyip dışarı çıktım.

image

Tabanlar ıslak mermer ve beton üzerinde mükemmel sonuç verdi. Deniz kenarına gidip ince yosun tutmuş zemin ve denizden gelen erişte tarzı yosun üzerinde denedim her iki zeminde de mükemmel tutuş sağladı. Islak tahta üzerinde ilk başta tutuş problemi var gibi oldu ama tabana ağırlık binince yine sağlam şekilde zemini tuttu.

Ardından suya girdim ve soğuk suyun içine girip bir süre dolaştım. Suyun soğukluğunu hissetmedim.

image

Şimdilik çok memnun kaldım. Uzun süre hareketsiz durumda da ısı izolasyonu problem çıkarmaz ise tam istediğim gibi olacak . Bunu anlamak için yelkene çıkmak gerekiyor.

Başıboş Double

Umuttepe Kampüsü 300-350 metrelik bir rakıma sahip. Sabahları İzmit Anıtparktan son derece dik bir rampayla Üç tepeler köyüne kadar tırmandıktan sonra geri kalan yolu fazla iniş çıkış olmadan devam ederek okula varırım.
Bu sabah tırmanırken arabanın burnu neredeyse gökyüzüne dönük, şehrin üzerini kalın bir örtü gibi saracak bulutlar geliyordu. Saat 10’a yaklaşırken rüzgar tüm şiddetiyle binanın duvarlarına vurmaya başladı. Pencerelerin ufak aralıklarından esen rüzgar bir uçağın motor gürültününe benzer  sesle içeri girmeye başladı.  Bu gürültün şaşkınlığını sınıfla paylaşıp gülüştük.
Neyse dersten çıkıp bir kaç yeri aradım. Maalesef ulaşmam gereken hiç bir kişiye ulaşamadım. Bu arada telefonum çaldı. Arayan denizcilik derneğinden Fikret kardeşim idi. Hayırdır deyip açtım. “Hocam teknede misin? ” diye sordu. Yooo dedim şaşkınlıkla,  bu havada denizde mi olunur diye içimden geçirirken. “Hocam Güngör aradı senin tekne askeriyenin önüne doğru sürükleniyormuş” dedi. Yakınlarda mısın diye ekledi. Hayır okuldayım dedim. Tamam o zaman merak etme , ben şimdi gidiyorum tekneye dedi. Telefonu kapattıktan sonra hemen dernekten Ali’yi aradım onun çekecek kayığı var çünkü. O da müsait değilmiş. Fikret’i yeniden arayıp son gelişmeleri sordum. Bana olayların kontrol altında olduğunu, gelmeme gerek olmadığını söyledi. Ardından dernek başkanı Ekrem bey arayıp teknenin tonoz taradığını söyledi. Durabilmek ne mümkün, zaten dönemin son haftası ve dersler bitmiş,  arabaya atlayıp yola çıktım.

Yolda kafamdan hasar ve maliyet hesabı yapıyorum. Bu rüzgarla tekne kıyaya doğru gitse ya çamura oturacak,  işimiz o kadar zor değil ama kıyıya çarpsa gövde yırtılır, tamiri vakit alır.  Bu düşüncelerle sahile vardım.

image

İskelede Uzun Ismail’i  gördüm. O da teknesine bakmaya gelmiş ama ortada teknesi yok. Hah dedim benim tekneye Ismail’in kayıkla gitmişler.  Durumu ona da açıkladım. Double uzaktan nokta büyüklüğünde görünüyordu.  Neyse arkadaşlar herhangi bir hasar olmadan tekneyi yakalamışlar. Yağmur yağıyordu, sundurmanın altına girip onları bekledik İsmail ile. Tekne gittikçe büyüdü. Sonunda kıyıya yaklaştılar. Römork görevini üstlenen teknede Fikret ve yine dernekten Güngör beyle beraberler. Kendilerinden Allah razı olsun. Zamanında müdahale ederek bir çok gereksiz dertten beni kurtardılar. Eski tonoza değil Güngör beyin tonoza bağladık Double’ı. Baktım problemin sebebini daha önce yaptığım yetersiz bir uygulamadan kaynaklandığını gördüm. Demiride denize bıraktım. İki iple deli bağlar gibi bağladık tekneyi tonoza.  Rüzgar yeniden esmeye başladı. Fikret ve Güngör İsmail beyin teknesini bağlamak için iskeleye gitti.

image

Ben benim ufak filika ile gitmiştim, son kontrolleri yapmak için Double’da kaldım. İşimi bitirince bende kıyıya döndüm. Artan rüzgar beni dönüşte baya zorladı kürekte.

Oradan Fikret’in dükkana gittik çay demlenmişti. Asıl çileyi onlar çektikleri hâlde bende yorgunluk çayından kendi payıma düşen kısmını içtim.  Biraz önce artmaya başlayan rüzgar şimdi tam bir fırtınaya dönmüştü.  Duramadım tekrardan sahile inip tekneyi kontrol ettim. Denizin üstü kırılan  dalgaların köpüğü ile kaplıydı. 40 mili aşan bir hızla rüzgar lodostan bindiriyordu. Eğer tekne şimdi sürüklenmiş olsa kesinlikle kurtaranazdık. Verilmiş sadakamız varmış diyerek,  şiddetle baş kıç vurup duran Double’ı orada bırakıp dükkana  döndüm. Günün geri kalanını daha önce denizde yaşanmış kötü anıları dinleyerek kapattık. Dönerken rüzgar biraz dinmişti ama yinede durum aşağıdaki gibiydi. Arkadaşlardan tekrardan Allah razı olsun…

image

Katamaran Double Refitting

Gemi bakım dünyasında “refit ” kavramı tekneyi yeniden ilk halindeki sağlamlığa döndürme eylemine deniyor. Teknenin bakımına karar verdiğimde bakım süresince yapacağım çoğu şeyden hiç haberim yoktu. Haberim olanları ise az biraz ne olduğunu tahmin ediyordum. Yapacaklarımı ise daha önce hiç tecrübe etmemiştim.

İşten anlayanların uzun sessizliği, aşırı fiyat istemeleri, benim teklif ettiğim ücrete burun kıvırmaları da işin nevi hakkında yeterince ipucu olmadı bana.

Allah’ın bana bahşettiği lütuflardan biriside kafama yapmaya koyduğum bir şeyle ilgili problemler işin başında gözüme çok küçük geliyor. İşe başlayınca uzun bir düşünme süreci oluyor. İnsanların geneli o aşamada vazgeçtiğimi düşünür,  bazen benim bile öyle zannettiğim olur 🙂

Neyse, sonuçta Allah’ın yardımıyla biter geçer.

Aşağıdaki videoda bakım süreci kabaca görünüyor. O süreçte bir çok şey öğrendim. Kendi sınırlarımı görme imkanım oldu. Seçtiğim müzikler süreç boyunca yaşadığım ruh hallerimi de yansıtmakta. Umarım sıkılmazsınız.

 

 

Filika (II)

Filikanın montajı tahminimden daha zorlu çıktı. Üzerine ilk önce epoksi reçine,  sonrada akrilik boya sürülen parçalar haliyle biraz kalınlaşmış. Birde kırılan parçaların içine ağaç talaşı karıştırarak hazırladığım macunla birleştirdikten sonra özellikle birleşme uçları  problem çıkardı. Bende o kalınlaşmış birleşme uçlarını zımpara ile inceltmek zorunda kaldım.

Daha sonra bütün birleşim yerlerini kablo kelepçeleri ile sıkarak sağlamlaştırdım.

image

Kelepçelerin fazlalıklarını falçata ile keserken korktuğum başıma geldi. Kabuğun küçük bir kısmını falçata ile kazayla kestim. Daha öncede buna benzer bişey başıma gelmişti. Yorulunca elimdeki işi yaparken yeterince özenli olmuyorum. Bu farkettiğim bir aksaklığım. Asıl kusurum kendimi ara vermeye ikna edememem. Neyse, iş işten geçtikten sonra ara verdim.  Eve gelip elimi yüzümü yıkayıp ikindiyi kıldım. Ardından akşam oldu . Yemeğimi de yiyip dinlenmiş bir şekilde yeniden bodruma, filikanın başına döndüm.

Kayığı satın aldığımda yapan kişi , ilerde lazım olur diye bayağı büyük bir meşin parçası vermişti. Yıllardır alakasız bir şey ararken mutlaka elime gelirdi. Onu depodan bulup kestiğim kısmı tamir edeyim dedim. Bu sefer kendisini arıyorum ya,  yer yarılmış içine girmiş, ara tara hiç bir yerde bulamadım o parçayı . Gözüme,  iki yıl önce güverte için diktirdiğim tente ilişti. Onun malzemesi de benim kayığın malzemesinin aynısıydı,  sadece biraz daha ince.  Güvertede açıp kapatmak pratik olmadığı için kullanmıyordum. Ondan küçük iki parça kesip bir miktar epoksi reçine hazırladım. Sonra o parçalara epoksi sürerek kesiğin üstüne yapıştırdım. Bir miktar daha epoksi reçine artınca onu da kabuk üzerindeki birleşim yerlerine sürüp , reçineyi kurumaya bıraktım. Sabah ilk işim parçaların yapışıp yapılmadığını kontrol etmek oldu. Parçaların yapışmadığını üzülerek gördüm.  Gövdeye sürdüğüm artan reçine o kısımlarda ikinci bir plastik tabaka oluştururken, iki meşin parçasını yapıştırmamıştı.  Gün içinde aklıma,  tahtaları yapıştırmak için kullandığım würth marka poliüretan tabanlı yapıştırıcı geldi.

image

Uygulandığı malzemeler arasında plastik de vardı.

Birde onu kullanmaktan ne çıkar deyip işe koyuldum.

image

Hem dıştan,

image

hem içten güzelce yapıştırdım. Hızlı kuruma özelliği olduğu için çabucak kurudu.

Sonraki gün filikayı denize indirmeye sıra geldi.

image

Arabanın tavanına bağlayıp doğruca sahile sürdüm. İki haftadır yelkenliye çıkamıyordum ve iyice gerilmiştim.

image

image

Tekneye vardım. Şansıma soğuk bir aralık değil ılık bir ekim günü gibiydi hava.

Daha önce bir tane olan karabatak yokluğumda akrabalarını da çağırarak bir getto oluşturmuş her taraf kurdukları medeniyetten bir iz taşıyordu. Kovayı ve fırçayı elime alıp ortalığı şöyle bir yıkadım. Ardından çaydanlığın altını yakıp kendime çay demledim.

image

Havada tatlı bir esinti vardı. Yelken açsam tekne giderdi ama ikindi okunmak üzereydi. Bu mevsimde ikindiden çok geçmeden akşam oluyor. O yüzden hevesimi bir sonraki fırsata erteledim. Hava güzel, karşıda kartepede yer yer karlı bölgeler seçiliyordu. Denizde ise kışın alameti farikası meke kuşları, günü çayımı yudumlayarak kapattım.

Dönüşte baktım, filikanın içine su sızmamış. İnşallah öyle devam eder. Güverte tentesinin bir kısmını daha kesip bırandacıya diktirmiştin dün. Filikaya güzel bir örtü oldu. Görünen iğreti ipi daha sonra değiştirdim.

image